GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ'NİN RESMÎ FAALİYETLERİNDE FENERBAHÇE LOGOLU CÜBBEYLE ÖĞRETİM GÖREVLİSİ OLSA NASIL OLURDU?

tolgahangulyiyen1453-1923.png

  • ÜNİVERSİTEMİZİ DEĞİL, LE CORDON BLEU OKULUNU TEMSİL EDİYOR
  • NASIL MARKA OLUNUR VEYA NASIL MARKA OLUNMAZ KONULU DERS-1

 

Bir konu var. Çok uzun zamandır dikkat ediyoruz. Arkadaşlara da bilhassa dedim ki takipte kalın. Bakalım birkaç sefere mahsus mu, yoksa bilinçli bir kasıt mı var diye konudan emin olmak istedik.

Ve emin olduk ki bu konuda bir kasıt var. Bilinçli olarak özentilik var. Türk mutfağına ve Türk mutfağı için gelecekte çalışmalarını arzuladığımız gençlerimize zarar veren saçmalıklar ne yazık ki bazı okullarda da var. Ve bazı kişilerin bu saçmalıklarda da ne yazık ki baya ısrarcı olduklarını eldeki istatistiki verilere dayanarak anlıyoruz. Sonuç olarak: Onların o ısrarları da bu yazıyı kaleme almama neden olmuştur.

En baştan ifade edeyim. Bu yazımda yer alan konular üniversitelerdeki kılık kıyafet özgürlüğüyle asla alakalı değildir. Ancak mesleğimizle de alakalı çok ince bir tespit yapacağım.

Aşçılık ceketi bir üniformadır. Bilenler ve anlayabilenler için aşçı üniformasının tıpkı akademisyen cübbesi gibi bir kutsallığı vardır. Tabi bunu çok az insan gerektiği gibi anlayabilir. Aşçı ceketini eğitim kurumlarında giyenlerde bana göre bir nevi akademisyen cübbesi giymiş sayılırlar.

Üniversitelerin kendilerine özgü logosu dışında başka kurumların veya paralı okulların logosunu taşıyan üniformaları oradaki öğretim görevliler asla giymezler. En azından bunun bilincinde olanlara ciddi eğitimciler diyebiliriz diye düşünüyorum.

Üniversitelerin eğitim görevlileri de akademisyenleri de görevli oldukları kurumların logosu dışında, o kurumlarda başka üniversitelerin logolarıyla cübbe giyerek asla görev yapmazlar. Resmî faaliyetlerde de sadece kendi üniversitelerine ait olan cübbelerle, üniformalarla yer alırlar. Ama aşçılık mesleğinde eğitim veren akademisyenlerin birçoğu henüz daha bu konuları bile çözememişler…

Burada yer vereceğim konuları herkesin anlayabileceği basit bir dille yazmaya gayret edeceğim. Bu vesileyle mesleğimizle ilgili eğitmenlik görevleri onların da ilgili konuları çözmesine katkı sağlayabilirsem ne mutlu… En azından buna vesile olabilirim ümidiyle bu yazıyı kaleme alıyorum.

Konuyu karıştırabilecek olanlar için üniformalar dışındaki giysileri karıştırmamalarını tekrar öneriyorum. Konu, aşçı üniforması ve bu üniformanın eğitim kurumlarında giyildiği zaman anlamının ne olabileceği konusu üzerinedir.

Uluslararası alanda tanınırlığı olan hangi okuldan mezun olursanız olun;

Yine uluslararası alanda tanınırlığı olan hangi ticari işletmede çalışmış olursanız olun;

Bu kurumlardan sizlere verilen logolu üniformaları veya aşçı ceketlerini resmen çalıştığınız başka kurumların resmî faaliyetlerinde giyerseniz; en hafif tanımıyla bu tam bir cahillik olur. Bu abestir. Bu her şeyden önce görgüsüzlüktür. Ve eğer o kurum ciddi bir kurum ise oradaki yetkililer zaten böyle bir abesliğe süreklilik arz edecek şekilde defalarca izin vermezler.

En basit örnekle: Kendi markanızla kurmuş olduğunuz bir lokantanız olsa ve o işletmede misafirlerinizin de sürekli olarak görebileceği şekilde başka markaların logolarını taşıyan personel üniformasına ne derdiniz? Peki ya bu durumun marka olarak kurduğunuz işletmenizin sosyal medya hesabında da süreklilik arz etmesine ne derdiniz? Yani ciddi bir marka kurmuşsunuz ya da kurmak istiyorsunuz ama bir personeliniz başka bir işletmenin markasıyla vitrininizde yer alıyor. Görevli müdürlerinizi ve yöneticilerinizi bir kenara bırakın… Onlar anı kurtarmak için ve işlerin o an yürümesi için bazı konulara göz yumabilirler. Peki siz marka olması için emek verdiğiniz bir işletmede veya kurumda bunun yapılmasına müsaade eder miydiniz? Yoksa bunlara müsaade etmeyecek olanları mı markanızın geleceği için seçerdiniz?

Maalesef bazıları daha bunları öğrenememişler. Ama yüksekokullarda ya da üniversitelerde bu meslekle ilgili ders verecekler…Nasıl olacak bu iş? Bilenleriniz varsa lütfen bunu da bana ve mantığıma anlatsın…

Daha bu konuları çözememiş olanlar acaba o öğrencilere ne öğretecekler? Fransız ekolünde nasıl paralı eğitim aldığınızı mı? Fransız ekolünü nasıl özendirmek istediğinizi mi öğreteceksiniz o öğrencilere…

O Fransızlara da yuh olsun demeden geçmeyeceğim. Onlara da iki çift laf edeceğim. Bu paralı eğitimle bizim özentilere ancak bu kadar marka eğitimi verebilmişler. En azından yukarıdaki lokanta markası örneğini anlayabilecek bir eğitim vermeleri gerekirdi. Ama onu bile verememişler. Belki de o ders başka program altındaydı. Haklarını da yememek lazım. Ama yine de düşünmekte fayda var. Sadece diplomam olsun diye bu işlere para verenler var. Eğitim umurlarında bile değil. O an o derslerden geçsin de o diplomayı alsın da orada ezberlediği eğitimi sonra unutsa da olur diye düşünen yığınlar var. Sonucunda iş uygulamaya geldiğinde böyle saçmalıklarla ya da diploması olan ama işten, eğitimden anlamayanlarla karşılaşıyoruz.

Fransız ekolünde parasını ödeyen herkese eğitim veren bir okuldan mezun olmuş olduğunuzu sınavla üniversitelere yerleşmiş olan öğrencilere niye gösterirsiniz ki? Türk mutfağına ne katıyor o özentisi olduğunuz okul? Kendi reklamınız dışında kimseye bir şey katmıyor. Bize Türk mutfağı olarak kocaman bir hiç katıyor…Hatta Türk mutfağına bu tutumlar zarar veriyor. Ama söze gelince Türk Mutfağı veya Osmanlı Mutfağı için çalışıyoruz diyorsunuz. Bunu nereye koyacağız? Zaten bu yazıyı en çokta bu yüzden ve bu konuyu ilgilendiren diğer dolaylı nedenden ötürü yazıyorum…Sapla samanı iyi ayırt edebilmeye vesile olması için yazıyorum.

İşin diğer acı tarafı ise bu kurumsal ayıba izin vermekte olan üniversite, yüksekokul yönetimleri var. Bu çok daha trajikomik bir durum…Konu sadece bununla da ilgili değil. Gourmand World CookBook ödüllerini de anlatmıştım. O konuya yazılı olarak girersem konu daha da uzar ama bu konuyu da dikkate alarak incelemek gereklidir. Bu meseleleri özetleyen en güzel cümle daha öncede belirttiğim gibi şudur: Kuyuya birileri taş atmış. Kuyudaki o taşı 40 akademisyen çıkartamıyor.

Konumuza geri dönecek olursam: Bunun neresi yetkililer tarafından bu kadar zamandır anlaşılmıyor ki hiç anlamıyorum. Bu mesele uzun zamandır anlaşılmadığı gibi bir de sosyal medyada defalarca bu hatalar bir üniversite tarafından yapılıyor. Bir üniversite veya eğitim kurumu aynı zamanda bir marka değeri taşır, taşımalıdır.

Açık konuşuyorum: ciddi hiçbir kurum böyle bir aymazlığa asla izin vermez. Ancak bizde önce kendisine saygısı olmayanlar görevli oldukları kurumların çatısı altında başka eğitim kurumlarının logolu üniformalarıyla çalışıp faaliyet gösteriyorlar. Bakın tekrar diyorum. Bu konuda takipteydik. Bir değil, iki değil süreklilik arz eden bir durumdan bahsediyorum. Okulun sosyal medya hesaplarında defalarca paylaşılan ve “üniversitemizi temsil etti” gibi ifadelere de yer verilen paylaşımlar var. Le Cordon Bleu’yu mu yoksa benim de mezunu olduğum üniversitemi mi temsil ediyor diye soran hiç olmamış, ben soruyorum. Böyle kurumsal bir yanlışa asla izin verilmemiş olması gerekirdi diye düşünüyorum.

Aşçılık mesleği ile ilgili kurulmuş olan bir üniversite veya meslek yüksekokulu düşünün…Bu kurumlar yaptıkları işlerde eğer ciddiler ise, burada görevli yöneticiler aynı zamanda marka değeri olacak politikalar oluşturmakla da mükelleftir. Bunun temelinde ise orada görev üstlenenlerin resmî faaliyetlerdeki tutumları da vardır. Tekrar söylüyorum. Burada ifade ettiklerim üniformalar dışında giydiklerinizle ilgili asla değildir. Üniformalar ile alakalıdır. Aşçı ceketi bir üniformadır. Aşçı ceketi mesleğimizle ilgili eğitim veren resmî kurumlarda da üniformadır, hatta manasını anlayabilenler için akademisyen cübbesidir.  Bu resmî üniforma ve cübbenin üzerinde de bağlı olduğu kurumun logosu dışında başka kurumlara ait logolar asla yer alamaz. Çalıştığınız üniversiteleri temsilen yaptığınız üniformalı faaliyetlerde, yine çalıştığınız üniversite adına gazetelere verdiğiniz demeçler için kullanılmasını istediğiniz fotoğraflarda da üniformanız var ise; o üniforma üzerinde yer alabilecek tek logo görevli olduğunuz üniversitenin logosu olmalıdır.

Siz Galatasaray Üniversitesi’nin Fenerbahçeli öğretim görevlisinin o üniversitenin resmî faaliyetlerinde görev üstlenirken Fenerbahçe logosu ile cübbe giyerek görev yaptığına hiç şahit oldunuz mu? Siz Harvardlı bir öğretim görevlisinin Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün resmî faaliyetlerinde Harvard logosuyla cübbe giyerek faaliyet yürüttüğüne hiç şahit oldunuz mu? Bunların absürt şekilde fotoğraflarla sosyal medyalarda paylaşıldığına veya haberlerde o üniversiteler adına farklı logoya sahip üniformalarla yayınlandığına hiç şahit oldunuz mu? Olamazsınız. O üniversiteye ve oradaki öğrencilere saygısı olan aklı başında hiçbir eğitmen de zaten böyle absürt tavırlar içerisine girmez. Girecek olanlar olursa da onlara da asla fırsat verilmez.

Ciddi bir eğitim kurumunda kadrolu olarak eğitim veren öğretim görevlisi, çalıştığı kurumun dışında başka kurumlara ait logolar ile eğitim faaliyeti gösterirse ne olur? Aman ya sende ne olacak işte…Başka bir kurumun logolu ceketini giysin diyenler de olacaktır. İşte bu yüzden uluslararası alanda somut olarak Türk mutfağı olarak bir adım ileri gidemiyoruz. İşte bu yüzden uluslararası alanda saygı ve prestij tesis edemiyoruz. Bunları tesis edemeyişimizin temelinde bu konu ve bu konuyu dolaylı şekilde ilgilendiren nedenler vardır. Çünkü bunların önce kendisine sonra çalıştığı kurumlara saygısı var mı yok mu daha bunu çözemiyoruz. Bunlarda o saygı yoksa yabancılardan Türk aşçılarına ve Türk mutfağına saygı duymalarını bekleyebilir misiniz?

Öğretim görevlilerinizin özgeçmişlerine üniversitelerinizin internet sitelerinde yer verirken eğitim aldığı kurumları ve diğer tecrübelerini yazarsınız. Doğru olan da budur. Ancak üniversitenizin resmî faaliyetlerinde başka kurumlara ait logolu üniformalarla kendi öğretim görevlilerinizin, akademisyenlerinizin oradaki öğrencilere ve kamuoyuna poz vermesine de müsaade etmezsiniz. Basit örneklerle anlatmaya çalışıyorum: O öğretim görevlileriniz geçmişte Fenerbahçe kulübünde resmî forma giyerek futbol oynamış olabilir. Bunun yeri o kişinin özgeçmişidir. Bunun yeri başka kuruma ait üniforma ile birlikte mevcut olarak çalıştığı kurumun en ön vitrini değildir.

Herkesin anlayabileceği şekilde örnekler vererek yazmaya gayret gösteriyorum: Sizler kariyerinde Galatasaray’da forma giymiş bir futbolcu transfer etmişsiniz. O futbolcu sizi yani Fenerbahçe’yi temsilen sahaya çıkıyor ama üzerinde Galatasaray logosu ve üniforması var. Bilmem anlayabildiniz mi…

Ne yazık ki beni de çok iyi tanımakta olanlar bu yabancı özentiliğini yurt içinde çalışmakta oldukları eğitim kurumlarına da taşıyorlar. Oradaki öğrenciler okumakta oldukları üniversitenin logolu aşçı ceketlerini giyerken, sözde bu öğrencilerin başında onlara örnek olması gereken öğretim görevlileri ise özentisi olduğu Fransız aşçılık ekolünün sistemiyle parasını ödeyenlere eğitim veren okulların aşçı ceketlerini giymeye ısrarla devam ediyorlar. Sınavla girilen üniversitelerin aşçılık programlarında paralı eğitim veren okulların logosuyla üniversitelerimizin eğitim kurumlarında güya üniversitemizi temsil ediyorlar. Böyle bir anlayışla siz bu aşçılık mesleğinde nasıl dünya çapında prestij sahibi bir eğitim markası olabilirsiniz? Hadi dünyayı bırakalım Türkiye içinde nasıl olacak bu iş? Tekrar ediyorum: Aşçı ceketi, idrakine varıp anlayabilenler için akademisyen cübbesidir.

Burada ifade ettiklerim sadece ilgili konuda resimlerini paylaşacaklarımızı da alakadar etmez. Genel olarak bu konularda düşünüp ders çıkartması gereken herkes bu söylediklerimden kendine pay çıkartmalıdır.

Bunlar düğmeyi baştan yanlış iliklediler…Ama farkında bile değiller. Aklı başında bir akademisyen de çıkıp bunlara şöyle demiyor: “Güzel insanlar… Sen logosunu taşıdığın yerden parasını ödeyerek bir eğitim aldın almasına ama şimdi aşçılık mesleğine, çalıştığın kuruma saygın gereği ve buraya sınavla gelmiş olan öğrencilerimize de saygı gereği sadece çalıştığın kurumun logosuyla giyeceğin bir üniforma ile eğitim verebilirsin. O paralı eğitiminin yeri artık üniversitemizde yayınlanan özgeçmişindir.” Diye çıkıp kimse demiyor. Demiş olsalardı Tolgahan Gülyiyen de bu yazıyı kamuoyu nezdinde zaten yazmazdı.

Aslında bende çok meraklı değilim bunlara şahsen bir şeyler anlatabilmek için çabalamakla vakit harcamaya… Bu zamana kadar okullarda ve iş hayatında almış olmaları gereken dersleri anlamamışlar, bu saatten sonra ben mi bunlara o dersleri tekrar anlatıp bu saçmalığı değiştireceğim diye kendi kendime de söylenip eleştirimi de yapıyorum. Ama görev ve sorumluluğumuz gereği bunları tarihe not düşmemiz gerektiği için ve bu yazdıklarımdan faydalananlar olacağını da düşündüğüm için yazıyorum.

Bu önemli konuların idrakine vararak bunları ilgililere münasip bir dille anlatabilecek düzeyde bir kişi de maalesef yokmuş… Herhalde mesleğimizi ilgilendiren konularda da ince düşünecek bir anlayış olmuş olsaydı; eğitim sistemimiz de böyle absürt durumlara neden olabilen özentileri türetmezdi

Oldu olacak yurt dışındaki aşçılık okulların marka temsilciliğini üniversite olarak alın bari… Nasıl olsa öğretim görevlileriniz çok meraklı…

Hatta belki gelecekte Paris’teki aşçılık okullarının eğitim müfredatını da müfredata eklersiniz. Ne de olsa Türk mutfağına, Osmanlı Saray Mutfağına zerrece katkısı olmayan yabancı ekollerin okul logosunu üniversitelerin faaliyetlerinde oradaki öğrencilere ve etrafınıza göstermeye, gösterenlere de süreklilik arz edecek şekilde izin vermeye devam ediyorsunuz.

Biz de bu öğrencilerden gelecekte Türk Mutfağı için çalışmalarını isteyeceğiz…

Hangi yüzle isteyelim? Nasıl isteyelim?

Daha başlarına koyduklarınız da olması gereken o şuur yok.

Bu öğrenciler yetiştiklerinde yarın bizlere ne diyecekler?

“Geçmişte bizim başımıza koyduklarınız da böyleydi, niye Türk mutfağına yönelelim” diye sormayacaklar mı?

Onlardan Türk mutfağı için düşünüp çalışmalarını isteseniz ve onlarda yarın sizlere böyle karşılıklar verse ne cevap vereceksiniz?

Şimdi bunca yazdıklarımdan sonra bir de bu konuyu düşünüp canınızı sıkmayın. Müsterih olunuz. Zaten bunları hiç düşünmüyorsunuz ki bir cevabınız olsun. Sizin yerinize bunları da ben düşünürüm.

Aşçılık okullarında eğitim veren eğitimciler olarak sırtımızdan yük kaldıracağınıza daha sırtımıza yük ve sorumluluk bindiriyorsunuz.

Bu konularda A’dan Z’ye sorumluluk sahibi olan herkesi, sorumluluk bilinciyle hareket ederek Türk mutfağı için çalışmaya, yine bu konularda sorumsuzluğu olan herkesi de ciddiyete ve bilinçlenmeye davet ediyorum. İçlerinizde “işimiz var gelemeyiz” diyebilenler de olabilir. Vallahi ben görev ve sorumluluğumu yaptım. Onlara aynen şöyle dediğimi de iletiniz: Ben, Tolgahan Gülyiyen olarak sadece bana düşen görevimi ve sorumluluğumu yerine getirmekteyim. Aziz Türk milleti ve tarihimiz ilgili konularda beni görevimi ve sorumluluğumu yerine getirmiş olarak yazacaktır. Ama aynı tarih sizleri ne kadar tanınırsanız tanının “işleri vardı, gelemeyiz dediler” diye de yazacaktır.

Bunları kime mi diyorum?

Her şeyden önce bu konularda kimler sorumsuz davranmaktaysa onlara diyorum. Bu yazıdan faydalanarak öz eleştirisini yapıp gereken dersleri çıkartabilecek olanlara diyorum.

Birincisi olarak mezun olduğum üniversiteye ve meslek yüksekokulunda halen aktif görevi olan herkese diyorum.

Tüm bunları yurt içinde veya yurt dışında sahip olduğum tüm unvanlarımdan arınmış şekilde sadece o üniversitenin meslek yüksekokulunun ve o eğitim müfredatınızın en yüksek ortalamaya sahip olan genel birincisi sıfatıyla diyorum.  

Saygılarımla

Tolgahan Gülyiyen

logo-tolgahan.jpg

logologo3wtca1logo tolgahanzg logo